...

bir rüzgâr,bazen poyraz,bazen rodos,bazen dalga,bazen deniz. kıyıya her vuruşunda sessiz kalmış bir kızın hiç bitmeyen masalı var.. yalın ayak durmayı seçen, seçebilen "BİRİ" diğerlerinden farkı bu.

9/19/2006

Parmak İzi

Henüz afyonu patlamamış olan ben şirketin giriş kapısından içeri girer girmez güvenlik görevlisinden aldığım haber; soyulduk!!!!! sivil giyimli polisler içeride ve merhabadan önce geçmiş olsun diyorlar.
Olay yeri inceleme, hırsızlık, bağlı olduğumuz karakolun ekibi vs bütün teşkilat toplanmış… Kahveleri, çayları söylenmiş poaçalar ile birlikte yenilip içilmiş.. olay yeri soruşturmasına başlamaya hazırlar..
İşte şimdi başlıyor heyecan ve aksiyon;
sürekli birileri gelip bir şeyler sorup gidiyor, tutanak tutuluyor ifadeler veriliyor..kayıplar belirleniyor.. Herkesi almış bir telaş…Ben halen olayın gerçek olduğunun farkında değilim.. kendi kendime acaba halen uyanmadım mı???? Rüya mı görüyorum ????? diye soruyorum…
Polisler parmak izlerinizin alınması gerekiyor dediğinde;
Olamaz bu bir rüya değilmiş !!!!!!!!!!!
Parmak izi polisinin çantası kalabalık. Beyaz toz, metal toz, siyah toz, beyaz etiketler, fırçalar ile birlikte karanlıktan aydınlığa çıkarılıyor. hırsızın girdiği, dolandığı ve çıktığı noktaları tespit ediyorlar önce. sonra hemen işe başlıyorlar.
İnfrared tekniğiyle fotoğrafları da alınabiliyormuş artık parmak izinin ama bizimkiler eski yöntemlerde ısrarlı. "teknoloji güzel şey tabii" diyorlar ama bildiğin yol en iyisidir... peki...bütün ofis karanlık bir tozla damgalandıktan, tüm parmak izleri böylelikle aydınlığa kavuştuktan sonra sıra geliyor bizim parmak izlerimizin alınmasına. "mukayeseli parmak izi" nezdinde gerekli imiş, ehh anlaşılır... iki elimizin her parmağını çevire çevire yatırıyorlar bir a4 üzerine. tabii ki yine karanlıktan boyalı... formun adı da çevirmeli parmak izi kayıt formu. form 14 farklı şekil parmak basmayı gerektiriyor ve buna uygun bir şekilde hazırlanmış. basıyoruz kapkara parmaklarımızı forma. olmuyor... parmak basmanın bile bir şekli, bir nizamı varmış... polisin elinde ellerimiz, polis bastırıyor forma parmaklarımızı nizami bir şekilde….artık oldu. olduk... hırsız değilsek bile, "bilgisayara geçilmiş" onbinlerce parmak izi arasında biz de varız. hırsızlıktan mağdur mu diye işleniriz? ne diye fişleniriz? ama mukayese ediliyor olmamız içimize su serpiyor. artık poliste mukayeseli parmak izlerimiz mevcut. artık içimizden biri mi yapıyor bu soygunları diye birbirimize kuşkuyla bakmayacağız. ey bizi biz yapan parmak izi, seni seviyoruz... peki ya ayak izleri?

9/18/2006

Günlerden Sonra

Günlerdir uğraşıyorum sitemde ki problemle..
Meraklı olmamalı insan...sitenin ayarlarını kurcalarsan uzun süre ararsın böyle yaptığın değişiklikleri... :)))
Ama sonun da yapabildim...
Sitemin rengi siyah olsun istememiştim..eski versiyonunu çok sevmiştim..
O benim karanlık yönüme ışık tutan, cıvıl cıvıl renkleriyle süslü, küçük yaramaz bir kızın sitesiydi.....
Alışmam zor olacak sanaırım..

9/10/2006

Doğum Günüm



Her doğum günüm bir hesaplaşma bana artık, şapkamı çıkarıp son bir yılın neleri alıp götürdüğünü, neleri kattığını sorguluyorum iç dünyamda...
Pozitif bakmayı öğrendiğim için hayata , karaları bile aklara çeviriyorum yorumlarımla....
Evimi, yüreğimi, görüş alanımdaki her şeyi kaplayan mavi, gecenin koynundaki mavi, silip geçiyor tüm kötü düşleri....
Elbet grilere de yer açtım renk dünyamda...
Bir zamanlar yalnız siyah ve beyazdı tüm düşünceler bana...
Büyüyorum ki; siyah ve beyazı karıştırıp griyi de yakalıyorum sabırla.
“Asla” demiyorum artık :))))))
şimdi dilek tutup üflüyorum mumlarımı...
üfffffffff :)))))

9/06/2006

.


sessizlik
kendi kirlerini
süpürüp yürüyünce
fırtına olur.

9/04/2006

Sıradan


Nasıl da çabucak bitiyor gün...
Günler... Bir şey anlamadan...Hissetmeden...Uyanıyorum...
Beyaz bir gün, yatıyorum alacakaranlık...
Sabah olsun diye uyuyorum, yatayım diye geceyi bekliyorum...
Dahası yok hep aynı...
Ne istediğimi ne düşlediğimi...
Neye küstüğümü ben de bilmiyorum...
Ama küstüm...
Fena küstüm...
Beynimin içinde neler var?..
Neden bu kadar yalınım?..
Hiçbir şarkıya eşlik etmiyorum...
Niçin?..
Bilemiyorum...
Bir anlık tebessümlerimi de yitirdim...
Hayat detaylarla dolu, ne de güzel bir şölendi...
Hep böyle sürecekti sanki...
Bitmeyecekti, kalabalıktı, renkliydi, heyecan vardı...
Şimdi sadece sabah ve gece oluyor...
Bir aydınlık... Bir karanlık...
Bir karanlık... Bir aydınlık...
O kadar...
Dün de, bugün de, yarın da aynı...
Çarşamba ya da Perşembe...
Salı veya Cuma...
Ne değişir?..
???...???
Sıradan bir yalnızlık benimkisi...
Kiminkinden farkı var?..
Kelimelerden cümle kurma yeteneğim, benim yalnızlığımı sadece belgelenmiş bir “anı” yapar...
Herkesinki gibi bir yalnızlık bu...
Yangın yerinde hareket edememek gibi...
Hiçbir teselliye boyun eğmeyen...
Laftan, sözden anlamayan bir yalnızlık bu da...
Asi...
Onurlu...
Ümitsiz...
Hiç kimseninkinden farkı yok...
Diğer yalnızlıklar gibi benimkisi de...
Duyulmayan...
Görülmeyen...
Bilinmeyen...
Umursanmayan...
Sıradan bir yalnızlık...
En çok kendime hasretim...
İçime bu denli kaçmadığım...
Pusmadığım...
Mutluymuş gibi yapmadığım anlarımı özlüyorum...
Sonbaharı özlüyorum...
Sonbahar başlasa bir an evvel...
Yetişebilsem...
Yetiştirebilsem yalnızlığımı...
İyi gelecek üşümek bana...

9/03/2006

Duvar


Aslında belki hiç görmemeliyim
Yani gözlerimi tamamen kapalı tutmalı
Hiçbir şey yokmuş gibi ilerlemeli
Bir şeyleri de düşünmemeliyim
Ta ki bir duvara çarpana kadar
O ana dek hiçbir şey bilmemeliyim
Ayaklarımın altında ezilenler
Beni sıyırıp geçen zehirli otlar
Bana zarar verebilecek
Ya da benim zarar verebileceğim hiçbir şey yokmuş gibi
Duvara çarptığımda yine gözlerimi açmamalıyım…