...

bir rüzgâr,bazen poyraz,bazen rodos,bazen dalga,bazen deniz. kıyıya her vuruşunda sessiz kalmış bir kızın hiç bitmeyen masalı var.. yalın ayak durmayı seçen, seçebilen "BİRİ" diğerlerinden farkı bu.

8/30/2006

“iyi ki”


Hadi her şeyi bir kenara bırak...bir mum yak ve içiyorsan bir de sigara...kapat gözlerini ve bütün “keşke”lerinle yüzleş bugün...Hayatın sana küstüğü anları düşün ve onlara neden olan “keşke”lerini... hadi yüzleş... yüzleş ki; her “keşke” yi bir “iyi ki”ile sıvayabilesin...yüzleş ki yarın “ben bugün yeniden doğdum”diyebilesin...Yaşamın senden aldıklarını...senin ondan çaldıklarını...her şeyden öte yaşadıklarını düşün...her “keşke”nin yerine bir iyi koy yaşadığın anlara ve anları böl yıllara...hadi “keşke”lerini say, senin için yüzlerce “keşke”nin karşısına bir “iyi ki” koy yaşanan anlara inat... hadi tart... ve düşün hangisi ağır diye. Ne çok şey almıştır zaman ve ne çok şeyi tüketmiştir farkına varmadan...insan en çok kaybettiği değerler için ağlar ve en çok yitik zamanlarda bıraktığımız “keşke”leri yaşarız ömrümüzde... ne çoktur dilimizdeki yeri ne çok anlam saklarız bu tek kelimede, ne büyük bir sırdır yüreğimizde son nefese kadar taşımamız gereken... peki ya iyi ki saklamak zorunda olmadığımız en karanlık gecede bile bize ışık olan, herkesle paylaştığımız kaç tane “iyi ki” var hayatımızda...Sen her gece mumlar yakarsın ve ağlarsın en saf yanınla... ama “keşke”ler yapışır yakana..bir tünel olmalıdır hayatın karanlığında, ışığa uzanan bir dehliz...ne kadar yakındır oysa beklenen ışık...görürsün, ama yaklaştıkça kaybolur hayattaki “keşke”lerin gölgesinde...bütün renkler yitirir anlamını, bütün anlamlar kaybolur...kendini en mutlu hissettiğin anda bile bir “keşke”çıkar karşına seni umutsuzluğa sürükleyen... İçeriyi “iyi”ki olan hiçbir “keşke” yoktur...Hadi her şeyi bir kenara bırak...bütün “keşke”lerin karşısına tek bir tane “iyi ki”koy...kapat gözlerini... ve düşün...“keşke”ler ıslıkla “iyi ki”ler yumrukla yıkılır unutma...Hadi “iyi ki” askerlerinde bir ordu kur kendine...bütün “keşke”lere savaş aç...pusuya düşür onları...denizden geçemiyorsan,karadan yürüt gemilerini...sırtından kurşunla onları...sonra bir dar ağacı kur yüreğinde, geri kalan bütün “keşke”leri idamla yargıla ve as...yürü ardında bakmadan, başın dik olsun, muhteşem bir savaş kazanmış muzaffer bir komutan edasıyla yürü...adımların hiç tereddüt etmesin “iyi ki”lere giderken.“zorbalar görünüşte galiptir” unutma....Çünkü keşkeler yok artık... yokuş yok...viraj yok...artık ömrünün her karesini dilediğin renge boyayabileceğin bir yol var önünde. hep “iyi ki”lere uzanan hep “iyi”lerin olduğu...boya dilediğince boya...her umut ayrı bir renk, her hayal bir desendir avuçlarında unutma...Yaşam bir düş değildir....hangi rüyayı görmek istiyorsan onu hayal edersin ve kapatırsın gözlerini...bırak hayat bütün “keşke” yapraklarını döksün takviminden...dünün hükmü dünde kalmıştır çünkü...Tek kural vardır yaşamda “DÜŞÜN...İNAN...BAŞAR...”Hadi her şeyi bir kenara bırak... bir mum yak ve içiyorsan bir de sigara... birleştir kirpiklerini ve yeniden öğret gözlerine “iyi ki”leri görmeyi...Eline bir sözlük al, önce KEŞ sonra İYİ kelimelerinin anlamana bak....
hadi karar ver...
hangisini daha hoş geliyorsa kulağına ?????

8/24/2006

......

uzun süre uçuruma bakarsan,
uçurum da senin içine bakar...

8/15/2006

ya sen nereye gidiyorsun?

yürürken düşer başım önüme, insanların ayaklarını görürüm sadece….adımların sesleri gelir kulağıma..... sanki binlerce ölü, soluksuz sesleri kayıp adımlar etrafımda.... kendi hayatını yaşayan ayaklar, renk renk ayakkabılar..... kimi sevdasına, kimi işine, kimi evine gider adım adım.... kimi ise ölüme....
peki ya benim adımlarım, gidiyor mu istediğim yere ? yoksa gitmem söylenen ama benim bir türlü duymadığım kaderime mi?

8/13/2006

Çığlıklarım Duyuluyor Mu?



Günlerdir susuyorum çığlık çığlığa...Gözlerimi karanlığa bağladım, karanlık boynuma dolandı... Çığlıklar içinde böyle sessiz kalmak inan yaralıyordu ruhumu... "Canım Yandı. Yeter!" dedim düşler ağlandı... Tuzlu damlalar dökülünce hesapsızca... Tan yeri gibi ağardı feri sönmüş zavallı gözlerim... Bu sabah... "Aydınlık" olsun... Aydınlıkları özledim... Canım "Can" gibi olsun. Gücüm yetsin sabahlara... Gündüzlerim siyahlara akan bir nehir olmasın...
Ya geceler!
"Katran Karası Geceler"
Birkaç köpeğin sessizce uluduğu, rüzgarın sokaklarda koşturarak ağladığı, insanların her birinin gözlerini karanlığa kapattığı gecelerden bıktım artık... Olmasın geceler böyle olmasın.... Karanlıklardaki aydınlıklar tutsun ellerimi artık.... Gözlerim düşlere parlasın...
Biliyorum herkesi kandırabiliyorum... Ama aynaya baktıkça gözlerimi aldatamıyorum... Gözlerimin bana söylediklerine kulaklarımı sağır edemiyorum...
Bu günüm de aynı olmasın nolur.. Yine yarına ertelenmek istemiyorum... Hoş, yarın var mı bilmiyorum ama... Eğer olursa bir yarın, adını "umut" koyuyorum... Okumayın bu yazıyı... Buruşuk bir kağıttan bütün özenmişliğime rağmen özensiz sızan satırlar bunlar... Sabah geçen çöp kamyonunun içinde çığlıklarımın sesi öylece gitsin istemedim. Razı gelemedi içim... Öylesine yazdım ama... En önemlisini bil be dost... Yazarken ağladım içiiinnn içiiinn... Yıldızlar söndü yine... Gitme vakti... Yıldızlarla gelmeyen tılsımı, güneşle arama vakti... Bu sabah yine payıma düşen "mutlu"yu oynamak... İçimde kopan fırtınalara aldırmaksızın akreple yelkovanla birlikte koşmak... Dibine kadar huzursuzluk batağının içindeyken yüreğim, dudağımın kenarına yırtık da olsa bir gülüş yerleştirmeliyim... Sonra... Her ihtiyacım olduğunda dişlerimi sıkıp, yüreğimin ucuna susturucusunu takıp, göz pınarımın ucunda hazr bekleyen damlayı ustaca saklayıp belli belirsiz kullanmalıyım onu! Rolüme yetsin yeter... Gerisi kimin umrunda? Senin mi? Hayır!

8/11/2006

yaşam

Kendi kendimeyim, kendimdeyim… “kendi”m olarak konuşuyorum…
konuşuyorum ve susuyorum…
konuşurken susuyorum...
susarken konuşuyorum…
Kendi kendimle konuşuyorum...
kimseyle, en az düzeyde bir alıp vereceğim yok… alışveriş içinde değilim… kimseye borcum yok, kimseden de alacaklı değilim…
kimseye ihtiyacım olmadığı gibi, kimsenin de bana ihtiyacı yok…
Hiçbir konuda kimseden herhangi bir yardım, destek, katkı istemiyorum ve kimseye de herhangi bir şey vermiyorum…
Tüm varlığım, edim, davranış ve düşüncelerim yalnızca varlığımdan kaynaklı… varolduğum için yapıyorum, yapıyor olduklarımı…
Yalnızca, bir başıma, tek başıma, varolma hakkımı kullanıyorum… varlığımı bana ihsan eden kimse yok… varoluşumdan dolayı, kimseye hiçbir biçimde bağlı değilim…
Yaşamı kimse bana “hediye” etmedi, ödünç vermedi,
borç vermedi…
Belki, belki yaşam sundu beni bana… yaşamın bir hediyesiyim kendi kendime…
Doğduğumdan beridir neyi yaşadım, yaşıyorum? İçinde olduğum şu yaşam ne?
Yaşama dair çok şey söylendi, söyleniyor… hem de herkesçe… bana dair de çok şey söyledim, söylendi, söyleniyor… kimliklendirilmiş
“varlığım”, “kimliklilerce”, kimliklendiricilerce”
çeşitli biçimlerde nitelendiriliyor…
Ha o mu?
O, şöyle birisi, böyle birisi...
Ben, neyim kendime göre, kendi kendime göre? Kendi gözlerimce… içimden dışıma, dışımdan içime bakınca… bakışıma bakınca…
Bakıyorum…
Görebiliyor muyum?
Kimsenin bana “bak!” dediği mediği yok… böylesi bir görev ve işlev yükleyen de yok… ayrıca hiç kimsenin umurunda da değil; benim kendime, yaşama bakışım…
Bu bir not düşmedir, kendime dair....

küçük not....

yapım aşamasında olması yazmama ve yazmanıza engel değil ....

8/09/2006

Deneme

Henüz yapım aşamasında :((((